Türkiye' nin Alerji Sitesi

PERSİSTAN RİNOSİNÜZİT

Nazal ve sinüzal boşluklar üst solunum yolunda enflamasyona en fazla rastladığımız anatomik bölgeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kronik rinosinüzit (KRS); bu bölgenin intermitan veya persistan inflamatuvar ve uzun süreli devam eden hastalığını tanımlamaktadır. Hastalığın tanısına ait kriterler Avrupa otolaringolojistlerince belirlenmiş olup, konsensüs raporu (EPOS 2012) yayınlanmış ve uluslararası kabul görmüştür. Hastalığın klinik bulguları, süresi yanında endoskopik ve radyolojik kriterlerle birlikte sınıflamsı yapılmaktadır. 12 haftadan uzun süreli klinik tablo KRS olarak tanımlanmaktadır. DEVAMI

Yaşlılarda Demir Eksikliğine Bağlı Kansızlığa Yaklaşım

Kansızlık, yaşlı bireylerde en sık görülen kan hastalıkları anormalliğidir. Yaşla ilgili normal olarak kansızlık oluşabileceğinden bahsetmek mümkün değildir. Birçok ülkede yaşlılıkta ortaya çıkan kansızlık sıklığına dair çalışmalar olup bu oran ortalama erkeklerde %20, kadınlarda %13 civarındadır. Genellikle yaşlılıkta ortaya çıkan kansızlık kronik hastalıklarla ilişkili kansızlık olarak ortaya çıkmaktadır. Yani kişinin altta yatan bir başka hastalığı (romatizmal vb.  gibi) olup bu hastalıkta oluşan bağışıklık sistemi aktivitelerine bağlı kansızlık oluşmaktadır. Bunun dışında demir eksikliğine bağlı kansızlık da yaşlı bireylerde oldukça sık görülmektedir. Yaşlı bireylerdeki kansızlık sebebi sıklığı olarak baktığımızda; demir eksikliğinin neredeyse bu kansızlıkların %15’ ini oluşturduğunu görmekteyiz. DEVAMI

 

Alerjik Hastalıklarda Antisitokinler, Biyolojik Ajanlar

Alerjik hastalıklar toplumda en sık görülen kronik hastalıklar arasında yer almaktadır. Tedavisi açısından güncel olarak uygulanan korunma yöntemleri, farmakoterapi, immünoterapi, cerrahi yöntemler dışında son dönemlerde daha etkin sonuçlar almak adına immünopatogeneze yönelik anti-sitokin ve biyolojik ajanlar kullanılmaya başlanmıştır. DEVAMI

Herediter Anjioödem

Özet:

Herediter anjioödem, kendini sınırlayan, tekrarlayan anjioödem atakları ile seyreden, nadir görülen, fakat larinks tutulumu mevcudiyetinde ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Ataklara neden olan ana medyatör bradikinin olduğu için antihistaminik, kortikosteroid tedaviye yanıt alınamaz. Diğer anjioödemle seyreden hastalıklarla nispeten klinisyenler tarafından az bilinen bir hastalık olduğu için karıştırılabilir. Tanı konulabilmesi için öncelikle hastalıktan şüphe edilmelidir. Bu açıdan hekimlerin bu hastalık hakkında bilgi sahibi olması çok önemlidir. Bu derlemede herediter anjioödem tanı ve tedavisini anlatmaya çalışacağım. DEVAMI

Nazal Polip

Nazal polipler, nazal mukozada iltihab ile karakterli burun boşluğuna doğru ilerleyen soluk renkli et yapıları şeklinde tanımlanabilir. Bir çok sebebi olabilir. Burun içi ile ilgili en yaygın anormallik ya da hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllardır nazal poliplerle ilgili birçok araştırmaya rağmen burun içinde ortaya çıkan hastalıklarla ilgili en zor durumlardan biri olmayı devam ettirmektedir. DEVAMI

ALERJİK KONTAKT (TEMAS) DERMATİT

Alerjik kontakt dermatit (AKD), kişinin alerjen madde ile duyarlanmasını takiben aynı alerjen ile tekrar karşılaşması ile ortaya çıkar. İmmünolojik olarak T hücre aracılı (hücresel tipte) gecikmiş tipte bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Klinik tablo alerjene ve bireyin bağışıklık cevabına bağlı olarak değişse de genellikle kaşıntılı, egzama tarzında deri lezyonlarıyla seyreder ve lezyonlar temas bölgesinde ortaya çıkar. DEVAMI

Alerjik Rinit-2014

Tanım

Alerjik rinit (AR), burun içi dokuda hava kaynaklı alerjen (aeroalerjen) lere karşı gelişen iltihabi aşırı duyarlılık reaksiyonuna bağlı meydana gelen bulgulardan oluşur.

Epidemiyoloji

AR, Türkiye’de en sık karşılaşılan kronik hastalıktır. Toplumun %10-30’unda;  çocuklarınsa neredeyse % 20-40’ ında AR’ ye rastlanmaktadır. AR, çok ağır bir hastalık olmasa da ciddi milktarda sosyo-ekonomik kayıp yaratmaktadır; tabiri caiz ise “öldürmeyen ancak süründüren bir hastalık” tır. Birinci basamak sağlık hizmeti sunan aile hekimlerine yapılan başvurularda en önemli nedenlerden biridir. İş gücü, okul performansını ve sosyalizasyonu sınırlar. Bunun yanında AR’ ye eşlik eden hastalıklar (göz nezlesi, sinüzit, orta kulakta sıvı birikmesi, nazal polip, astım, uyku bozuklukları ve ürtiker plakları gibi) da son derece önemli olup, sıklıkla hastanın doktora başvurmasına neden olmaktadır. AR ve eşlik eden durumları, bu durumlarda uygulanacak tedavinin yanıtını tam olarak anlamanın yolu hastalığın oluşum mekanizmalarını (patofizyoloji) iyi bilmekten geçer. DEVAMI

İlaç Alerjisi

İstenmeyen (Ters) ilaç reaksiyonları (TİR) hayatı tehdit edebilen önemli bir sağlık sorunudur. TİR, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, “ilacın reçete edilen dozunda meydana gelen istenmeyen ve zararlı reaksiyonları” olarak tanımlanmıştır. Rawlins ve Thompson TİR’ larını farmakolojik olarak 2 büyük alt tipe ayırmıştır. Tip A reaksiyonlar; doz bağımlı ve tahmin edilebilir, tip B reaksiyonlar ise dozdan bağımsız ve tahmin edilemeyen reaksiyonlardır. Tüm TİR’ larının %10-15’ i tip B reaksiyondur; bu orana ilaç alerjileri (ilaç hipersensitivite reaksiyonları) de dahildir. WHO Nomenclature inceleme komitesi, ilaç alerjisini, B hücre aracılı (antikor) veya T hücre aracılı immünolojik mekanizma ile gelişen, hipersensitivite reaksiyonu olarak tanımlanmıştır. Çoğu TİR ile ilgili yayınlanmış çalışmalar, ilaç alerjisine özel değildir genel reaksiyonları kapsar. Çünkü ilaç spesifik T hücre veya B hücre aracılı reaksiyonu göstermek oldukça zordur ve immünolojik suçlu ajan ilaç değil metaboliti de olabilir.

DEVAMI

ÜRTİKER

Ürtiker lezyonları deriden kabarık, kaşıntılı, ödemli, yuvarlak, kızarık, oval şekilli lezyonlardır. Genellikle, orta kısımları soluktur. Boyutları birkaç milimetreden santimetreye kadar değişir. Dakikalar, günler içinde lezyonlar kaybolur. Anjioödemde ise gode bırakmayan, eritemsiz, keskin sınırlı olmayan lezyonlar vardır. DEVAMI

Obesite ve Astım ilişkisi: Temel Bilimsel Kanıtlar

Klinik pratik yaşantımızda obez-astım fenotipi giderek artan sıklıkta karşımıza çıkmaktadır. Epidemiyolojik çalışmalar da astımlı hastalarda obezitenin astım prevalans ve insidansını artırdığını göstermektedir. Ayrıca obezitenin astım klinik ağırlığını da artırdığını gözlemlemekteyiz. Bu verilere bakıldığında iki hastalık arasında nedensel bir ilişki olduğunu düşünmek şaşırtıcı olmaz. Obez-astımlı hastaların daha şiddetli semptomlar yaşadıklarını görmenin yanı sıra morbidite açısından da astımlı hastalardaki obezitenin tehlike yarattığını gözlemlemekteyiz. Obez hastalarda astım kliniğini ve inflamatuvar sürecin ağırlaşmasını açıklayacak inflamatuvar yolakların aktivasyonu ile ilgili çalışmalar mevcuttur. Bunun yanında abez hastalarda astımı ağırlaştıracak mekanik etkiler de mevcuttur. DEVAMI


Alerjik Rinit, Konjunktivit, Rinosinüzit

Alerjen maruziyeti sonrası ortaya çıkan nazal bulguların oluştuğu IgE aracılı nazal mukozal inflamatuvar hastalık olarak tanımlanmaktadır (1). Hastalık ilk kez 1929 yılında tanımlanmıştır (2). Hapşırma, burun akması ve burunda tıkanıklık şekilnde üç kardinal semptomu vardır. DEVAMI

 


 

HIV ve AIDS

AIDS, HIV enfeksiyonu ile karakterize immün supresyon ile ortaya çıkan fırsatçı enfeksiyonlar, malign tümörler, aşırı zayıflama ve santral sinir sisteminde (SSS) dejenerasyon ile karakterize bir hastalıktır.

HIV, değişik immün hücreleri enfekte eder:

-CD4 + Th hücreler

-Makrofaj

-Dendritik hücreler

İlk defa 1980’ lerde tanımlanmış olup giderek büyüyen bir sorundur. HIV ile enfekte 50-60 milyon insan vardır. 20 milyon ölüm olmuştur (erişkin ve çocuk).

Her yıl 5 milyon yeni enfeksiyon, 3 milyon ölüm olmaktadır.

Halen bir koruyucu yada kür sağlanamamıştır... DEVAMI

 

 

 

 

KANSER ve BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Basit bir hücrenin kanser hücresine dönüşümü çok basamaklı bir olaydır. Bu olay; yıllar içerisinde değişen hücrede meydana gelen genetik değişiklikleri içerir. Kontrolsüz çoğalma ve birikim sonucunda da tümör meydana gelir. Bağışıklık sistemi tarafından tanınan tümör hücreleri büyük olasılıkla yok edilirken; bağışıklık sisteminden gizlenmeyi başarabilen hücreler kaçarlar ve yaşarlar. Bağışıklık sisteminden kaçmayı ve mikroçevreye uyum sağlamayı başaran tümör hücreleri, bağışıklık sistemi hücrelerine karşı dirençli hale geçerler. Burnett adlı araştırmacı yıllar önce, immün gözetim fikrini oluşturdu ve tümör hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından tanındığını ileri sürdü. Günümüz modern immün gözetim teorisi ise; kişinin bağışıklık sisteminin tümör hücrelerini saptama ve yok etme yeteneğine sahip olduğunun üzerinde durur. Ayrıca, tümör hücrelerinin bağışıklık sistemi için pasif hedefler olmadığını; kaçma ve kişinin bağışıklık sistemini etkisiz bırakabilme yeteneğinin de olduğunu savunur. Bu teori, tümör hücresi ile bağışıklık sistemi hücreleri ya da bunların ürünlerinin birbirleri ile etkileşimlerindeki karmaşıklığı kabullenmektedir. Bu etkileşimler sonucunda da sıklıkla tümör hücresinin değil, bağışıklık sistemi hücresinin öldüğü tahmin edilmektedir.

Bu yazıda; tümöre karşı gelişen bağışıklık yanıtın doğası ve yapısı ile tümör büyümesi ve metastazı (tümörün diğer dokulara sıçraması) sırasında bağışıklık sisteminin yetersiz kalmasının nedenlerini inceleyip tartıştım... DEVAMI

 

Alerjik Hastalıklarda İmmünomodülatuvar (immün sistemi değiştiren) Tedaviler

Alerjik hastalıklar, sıklıkla karşılaşılan çevresel antijenlere (alerjen) verilen anormal immün yanıt ile karakterize hastalıklardır. Bu hastalıkların immünopatogenezinde (oluşum mekanizmalarında) en önemli rölü alerjen spesifik olarak gelişen yardımcı T (Th) hücreleri üstlenirler. Bahsi geçen Th hücreleri birçok inflamatuvar (iltihabi) hücrenin aktive olması ve mediyatör salgılaması ile ortaya çıkan alerjinin akut (erken) fazından tutun da kronik inflamasyon ile sonuçlanan süreçlere etkilidirler. Güncel tedavi yaklaşımları da inflamasyonun baskılanması ve semptomların (bulguların) ilaçlarla kontrolünü hedefleyen tedavilerdir. Bu tedavinin yararlı olduğu bilinse de maalesef immün patolojik süreçleri baskılamadıkça küratif (köklü çözüm) değildir. Bu nedenle günümüzde alerjik inflamatuvar süreçlerin immün mekanizmalarını değiştiren daha etkili tedavi yaklaşımları üzerinde durulmaktadır. Bu gün için immün modülasyon tedavilerden en çok kullandığımız alerjen spesifik immünoterapi (aşı tedavisi)dir. Son zamanlarda ise alerjik astımlı hastalarda alerjide rol oynayan antikorlar olan IgE' yi bloke eden anti-IgE tedavi kullanılmaktadır. Bunlar dışında bu gün için Th2 tipinde immünolojik olayları baskılayan mikrobiyal ajanların kullanımı, alerjik sitokinlerin, kemokinlerin yahut diğer Th2 kaynaklı mediyatörlerin baskılanmasını sağlayan moleküllerin kullanımı inceleme aşamasındaki immünomodülatuvar tedavi yöntemleridir... DEVAMI

 

ALERJİK HASTALIKLARLA ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ
ALERJİ NEDİR?

Alerji, genetik olan yatkın kişilerde diğer insanların bağışıklık sistemlerinin normalde cevap vermediği dış kaynaklı yabancı ama genel olarak zararsız proteinlere (alerjenlere) verilen aşırı cevabın sonunda ortaya çıkan reaksiyonlardır. Bu kişilerin bağışıklık sisteminin bu proteinlere cevap verebilmesi için en az bir kez o protein veya molekül yapısı çok benzer bir başka proteinle daha önceden karşılaşması ve tanıması/hazırlık yapması gereklidir. Bu hazırlık aşamasının sonucunda immünoglobülin E (IgE) dediğimiz antikorlar üretilir ve daha sonra bu antikorlarla reaksiyona giren yabancı proteinler (alerjenler) abartılı bir bağışıklık sistemi cevabına yol açarlar. Tüm bunlar sonucunda vücudun bir çok bölgesinde bu reaksiyonel cevabın etkileri gözlenir... DEVAMI

 

HAMİLELİKTE ALERJİK HASTALIK TEDAVİSİ

Allerjik hastalıklar hamilelerin %20’ sinde görülür ve hamilelikte en çok rastlanılan hastalıklardır. Özellikle astım hamilelikte anne ve bebek için önemli riskler oluşturabileceği için çok önemlidir.

Bu durumda allerjik hastalık ve hamilelikle ilgili bazı sorular akla gelmektedir.

1- Allejik hastalığın doğal gidişi üzerine hamileliğin etkileri nelerdir?
2- Allerjik hastalığın hamilelik, bebek ve doğum üzerindeki etkileri nelerdir?
3- Hamilelikteki problemler nelerdir?..
DEVAMI

 

 

ARI ALERJİSİNDE AŞI TEDAVİSİ (Venom İmmünoterapi)

Böcek sokmalarına karşı görülen alerjik reaksiyonlar sıkça görülen durumlardır. Bazen hayatı tehdit edebilecek ve dramatik olarak sonuçlanabilecek reaksiyonları da içermesi nedeniyle son derece ciddi sağlık problemlerinden birisidir. Böcek sokmalarına karşı gelişen en ciddi reaksiyonlar arı sokmaları ile karşımıza çıkmaktadır. Arı sokması ile meydana gelen ölüm olaylarının sıklığı da hiç de az değildir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ nde her yıl 40’ ın üzerinde, Avrupa’ da ise 20’ nin üzerinde ölüm bildirilmektedir. Ancak, birçok arı sokması sonucu oluşan ölüm vakasının maalesef halen tanınamadığı da bir gerçektir... DEVAMI

 

KURDEŞEN (ÜRTİKER) VE ANJİYOÖDEM:

Kurdeşenin ciltte oluşturduğu lezyonlar; kaşıntılı, ödemli, yuvarlak veya oval şekilli, kızarık ve yüzeyden kabarık lezyonlardır. Orta kısımları soluk olmaya eğilimlidir. Boyutları birkaç milimetreden santimetreye kadar değişir.Dakikalar bazen de günler içinde lezyonlar kaybolur. Anjiyoödemde ise üzerine basıldığında çökme olmayan, baskın, kızarıklığı ve keskin sınırlı olmayan lezyonlar vardır. Anjiyoödemde kaşıntıdan ziyade yanma, basınç ya da ağrı hissi vardır. Anjiyoödem, başkaca ödem yaratan tablolardan dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgeleri tutmasıyla ayırt edilir. Altı haftadan kısa süren; yine, kısa sürede sonlanan lezyonlar akut olarak tanımlanır. Lezyon altı haftadan daha uzun sürüyorsa, kronik olarak tanımlanır... DEVAMI

 

STEROİDLER (KORTİZONLAR):

Steroidler, sürrenallerde (böbrek üstü bezlerinde) adrenokortikotrop hormon (ACTH) kontrolü altında kolestrol’ den üretilen ve kana salınan hormon yapısında maddelerdir. Sürrenallerde zona glomeruloza denilen tabaka en dışta yer alır ve mineralokortikoidleri (tuz tutucu kortizonları) salgılar. Bu hormonlar genel olarak vücudun su-tuz dengesini düzenler. Sürrenal orta kısmı olan zona fasikülata’ da ise insan vücudu için hayati öneme sahip glukokortikoidler sentezlenir. Zona retikülaris en içte yer alır ve DHEA gibi androjenlerin (erkeklik hormonu tarzı hormonlar) üretimi buradan yapılır. Bu hormon, kadınlarda üretilen androjenin en büyük kaynağıdır. Steroid hormonlar, hedef hücrede stoplazmik (hücre içi) reseptöre (algaçlara) bağlanır. Reseptör-hormon bileşkesi, çekirdekte protein üretimi için gerekli işlem olan transkripsiyonu başlatır. Steroidler, farklı hücre ve dokularda farklı işlevler görürler... DEVAMI

 


YAŞLILIK ve ASTIM


Astım, son yılların en sıkıntılı hastalıklarından biri olup, genel olarak çocukluk çağı ve gençlik çağı hastalığı olarak bilinmektedir. Ancak son 30 yıldır astımlı hasta sayısında çok ciddi artışlar olduğunu bilmekteyiz ve bu hastaların yaşlarının spektrumuna baktığımızda hiç de az sayılmayacak kadar yaşlı astımlı hastamız olduğunu görüyoruz. Evet eski çağlara hatta yıllara göre son yıllarda uzamış bir insan ömründen bahsetmek mümkün, bu sebeple yaşlı nüfusumuzda artış da kaçınılmazdır. Bu sebeple yaşlılarımızı eskisinden çok daha fazla olarak hem yaşamımızda hem de bizler kliniklerimizde çak daha fazla görüyoruz... DEVAMI

 

 

SPOR ve ASTIM


Astım, hava yollarında daralmalar ve özellikle küçük hava yollarında iltihapla karakterize bir hastalıktır. Genellikle ataklar halinde seyreden bu hastalığın değişik tetikleyicileri bulunmaktadır. Hastalar bu tetikleyicilerle karşılaştığında ya da bunlara maruz kaldığında öksürük, hırıltılı, solunum, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi gibi bulgular vermektedir. Hastalık hem çocukluk yaşında hem de erişkin yaşlarda oldukça sık karşımıza çıkmaktadır. Kontrolsüz astım hastalığının kişinin yaşam kalitesini son derece fazlaca bozduğunu görmekteyiz... DEVAMI

 

 

Soru ve Cevaplarla ASTIM

Astım nedir? Nasıl bir hastalıktır?

Astım, akciğerlerin hava yollarında daralma ile giden kronik bir hastalıktır. Ancak yalnızca hava yolu daralması değil, hava yolu iltihabının da eşlik ettiği uzun süreçli bu hastalık, kişilerin yaşam kalitesini bozmak yanında maalesef hayatı tehdit eden sonuçlar da doğurabilmektedir. Hastalık genellikle ataklar halinde seyreder, alerjenler, hava kirliliği, enfeksiyonlar ve bazı başkaca tetikleyiciler hava yollarında ani daralmalar yapıp soluk, alıp vermeyi zorlaştırmaktadır. Hastalarımız bunu “sanki, nefes alamıyorum, suda boğuluyorum gibi” tarif ederler. Burada dikkat edilmesi gereken şey kişiyi ataklardan kurtarmakdan ziyade, atağın bir daha gelmesini engellemek adına hava yollarındaki iltihabı gidermek olmalıdır. Dolayısıyla iyi bir astım tedavisi iyi bir hava yolu iltihabı kontrolünden geçer. Gerçekten de hastalar için son derece büyük problemler yaratan bu hastalığın aslında çözümü, hekim ve hasta iş birliği kurulduğu andan itibaren çok da zor değildir...DEVAMI

 

 

 

ASTIM ve GEBELİK

Astım ve özellikle alerjik astım giderek artan bir sıklıkta karşımıza çıkmaktadır (1). Bu hastalık için bir çok etiyolojik sebep varken, bazı özel durumlardan da etkilendiği aşikardır. Gebelik gibi fizyolojik geçici değişiklik de bu hastalığın gidişini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Halen dünyada yaygın bir şekilde önemli bir sağlık problemi olan bu hastalığın % 3.4-12.4 oranında gebede karşımıza çıktığı bildirilmektedir (2,3). Gebe kadınlarda bu hastalığın takip ve tedavisi için bir çok uzlaşı raporu da yayınlanmıştır (4-8).

 

Gebelik astımı etkiler mi?


Geçmişte yayınlanmış bir çok kohort ve prospektif çalışmada gebelikte astımın 1/3 kuralına tabii olduğu konusu vurgulanmıştır. Yani astımın gebeliklerin 1/3’ ündeetkilenmediği, 1/3’ ünde kötüleştiği, 1/3’ ünde de iyileştiği bildirilmiştir (9,10). Bunun yanında prospektif iki çalışmada da ağır astımlı gebelerin %52-65’ inde hastalığın daha da kötüleştiği, hafif astımlı gebelerde ise yalnızca %8-13’ ünde kötüleşme olduğu gösterilmiştir (11,12). Astım alevlenmelerinin genel olarak 24-36. haftalar arsında olduğu belirtilmiştir (11,13). Murphy ve arkadaşlarının yaptığı çalışma ile astımlı hastalarda alevlenmelerden 1. derecede sorumlu olan etkenin viral solunum yolu enfeksiyonları (%34) olduğu, bunu da inhale steroid tedavisine uyumsuzluğun (%29) takip ettiği gösterilmiştir (11). Bir başka çalışmada ise ağır astımlı gebelerin % 69’ unda, hafif astımlı gebelerin %31’ inde, astımı olmayan gebelerin ise sadece %5’ inde solunumsal ya da üriner enfeksiyonların bulunduğu gösterilmiştir (14). Bu bilgilerimize dayanarak esasen astımın ağırlığını önemsemeden gebe astımlı hastalarımızı çok iyi takip etmemiz gerektiği söylenebilir... DEVAMI

 

Sigaranın Alerjik Duyarlanma ve Astım Gelişimine Etkileri

 

Astım, hem özgül hem de kimyasal bir takım uyaranlara fazlaca verilen iltihabi yanıtla karakterize kronik bir hava yolu hastalığıdır (1). Bu cevabı uyaran bazı ajanlar bilinirken bazıları bilinmemektedir. Bu ajanlarla tekrar eden maaruziyetler sonucunda hastalık ataklar halinde karşımıza çıkmaktadır. Sigara içme sonucunda hava yollarını direkt olarak etkileyen bir çok zararlı madde içeren toksik ajanlarla karşılaşılırken akciğerlerdeki bölgesel iltihap da tetiklenmektedir. Hem kronik obstrüktif akciğer hastalığı (kronik bronşit + amfizem) hem de astım gibi sigara ile ilişkili akciğer hastalıklarında kalıcı ve devamlı süren hava yolu iltihabı meydana gelmektedir (2).a hastalık giderek kötüleşmekte ve bronşial normal cevaplarda ikincil değişiklikler meydana gelmektedir.

Sigara içmek astımlı hastalarda akut (ani) atağı tetikleyebilmektedir; bunun yanında astım ağırlığı ile sigaraya maaruziyet arasında çok sıkı bir ilişki vardır (3-5). Bu bilgiler hayvan modelleri ile de desteklenmektedir (6,7). Son dönemdeki bilgilerimiz aktif sigara içiminin erişkinlerde astımın başlangıcı için önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir (8)... DEVAMI

 

Kronik Ürtiker (Kurdeşen) Tedavisinde Yeni Tecrübeler

Kronik ürtiker (Kurdeşen) toplumda son derece sık görülen çoğu zaman hastaların da hekimlerin de canını sıkan bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastalığı tedavi etmek için mutlak altta yatan nedeni bulmak ve neden yönelik tedavileri ön plana çıkarmak gereklidir.

Bu hastalığın teşhis ve tedavisi açısından immünoloji ve alerji uzmanınız size yardımcı olacaktır. Konu ile ilgili birebir ilgilenen biz immünoloji ve alerji uzmanlarının dahi tüm araştırmalarına rağmen bazı hastalarda altta yatan bir neden bulmak bazen mümkün olmamaktadır. Bu hastalara eski tababet dilinde "kronik idiyopatik ürtiker" diyorduk; artık hastalığı "kronik spontan üriker" olarak adlandırıyoruz. Bu hastalığın tedavisi için uygulanan bir çok metod olmasına rağmen, genellikle kesin ve yüz güldürücü sonuçlar almak oldukça zordur. Standart tedavi yöntemlerine cevap vermeyen ve dirençli ürtiker dediğimiz bir grup hastada bu sebeple yeni tedavi arayışları ortaya çıkmıştır. İmmünolojik sistem (bağışıklık sistemi) anormalliklerini düzeltmeye yönelik bu tedavilerden ciddi yararlar sağlanabilmektedir. Aşağıda yazdığın bölümde dirençli ürtiker hastaları için uygulanabilecek olan birkaç yeni tedavi tecrübesinden bahsetmek istiyorum... DEVAMI

 

 

 

Soru ve Cepalarla Zor Astım ve Yeni Bir Tedavi Modeli Omalizumab (XOLAIR)

Soru- 1: Ağır astım nedir? Ne sıklıkta görülür? Cevap-1: Ağır alerjik astımlı hastalarla karşılaşma sıklığımızı gözden geçirdiğimizde yılda 15 civarında 8 hasta'nın bu şekilde tarafıma muayeneye geldiği görülmektedir. Bu hastalar genel olarak, Türk Toraks Derneği' nin yayınlamış olduğu Astım Kılavuzu' na göre değerlendirildiğinde uygun tıbbi tedavi almalarına rağmen "ağır persistan astım" grubundaki hastalar olup; artık aldığı tüm astım ilaçlarına (Hatta ağızdan devamlı kortizon kullanımı basamağına geçmesine) rağmen astımı kontrol edilemeyen hastalardır… Bu hastalarda son derece ileri dönem ilaç tedavisine rağmen hastalık bulgularının (Öksürük, hırıltılı solunum, nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüste sıkışma hissi vb.) hemen her gün olduğu, bazılarınınsa sık sık geceleri bu bulguları gösterdikleri; bunun yanında sık astım alevlenme atakları görüldüğü, günlük aktivitelerinin kısıtlı olduğu göze çarpmaktadır... DEVAMI

 

 

Anlaşmalı Bankalar